o’hoo… kime söylüyorum?
merhaba hoşgeldiniz paspası, al sana toz duman biraz da çamur. elimizde fırından biraz hamur, karşımızda dikilmiş bir çelik kapı diyor karnıma vur. kapıyla kapı olmayız biz, kapıdır der geçeriz, sen zile bas. neyse işte sonra demesin mi, yok efendim sen bana nasıl böyle şeyler söylersin, bunlar nasıl laflar. dedim ben de, ben sana niye öyle şeyler söyleyim, onlar nasıl sözler. sana söylemedim zaten dedi, ben kendime kızıyorum aslında. hemen bir alınganlıklar bir şeyler tabii, dedim kendi kendime, boşver alttan al. bana mı diyorsun onu dedi, yok dedim ben kendime söylüyorum. sana mı söylüyorum bunu dedi, evet onu bana söyledin de ondan öncekini kendine söylüyordun dedim. vay efendim ben sana niye öyle şeyler söyleyim diye başladı yine. dedim ben de, söyledim artık yani, alınırsa da alınsın dedim, bana söylüyordun işte, sen bana nasıl böyle şeyler söylersin dedim. bu arada sen de zile basmayı bırak istersen, bir zile bas dedik hala basıyorsun, bırakmak aklına gelmiyor tabii. sen de böylesin işte, ama yok ben kendime kızıyorum aslında, bir de seni yanımda gezdiriyorum. sonra konuşuruz dedim sana işte tam kapı açılınca, kendimizi pek iyi karşılamadık kapıda aslında, sen de elindeki hamuru verdin, al dedin hamur getirdik, bir ters davrandın, kendine öyle davranma bir daha. hamuru kızartıp yedik sonra, o güzeldi. neyse kendine çok iyi bak. görüşürüz.